2021 Yılında Özgürlük ve Hukuk Hakkında-2 - Uğur Acar

2021 Yılında Özgürlük ve Hukuk Hakkında-2


Uğur Acar (Malatya Gerçek Haber)

Hukukun sağlayacağı düzen ve güvenin amacı, aslında ifade özgürlüğünü kullanmanın koşullarını yaratmaktır. Başka bir anlatımla; ifade özgürlüğü başka her hangi bir ilke için değil, tümüyle ifade özgürlüğüne etkinlik kazandırmak için sınırlanabilir.

Nasıl ki mutlak yasak olanaksız ise, aynı şekilde mutlak sınırsızlık da olanaksızdır. Her iki durumda da, ifade özgürlüğüne ilişkin bir alan kalmaz. İşte bu gerçek, ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın tek meşru nedenidir. Bu nedenden türetilen ölçüt, herkes için ifade özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu ölçüt sınırlamanın derecesini belirler. Sınırlama ancak ve sadece, ifade özgürlüğünün herkes için aynı düzeyde etkin kullanımına olanak sağlayacak ve bu kullanıma zarar vermeyecek derecede olabilir.

Bu noktada, derin bir tartışma konusu olan bir sorun daha ortaya çıkmaktadır: Hukuk, özgürce ifadeyi güvence altına almak için, ifade etme biçimleri arasında toplum ve birey için zararlandırıcı sonuç doğurabilecek olanlara karşı önlem almalıdır. Ancak zararlandırıcı ifade etme biçimleri hangi ölçütlere göre tespit edilir? Bu ölçütleri belirlerken evrensel ve kapsayıcı yerel değerleri esas almak en sade yaklaşımdır. Evrensel değerler açısından hayat hakkı, başat ölçütlerden biridir. Hayat hakkını — güvenli bir ortamda yaşama hakkını, düzen içinde ve adaletli bir ortamda yaşama hakkını, inandığı ve tercih ettiği gibi yaşama hakkını, maddi ve manevi varlığını koruyarak ve geliştirerek yaşama hakkını, gelecek tasavvurunda bulunma ve buna uygun faaliyet yürütme hakkını — hiç bir ifade etme biçimi sınırlayamaz. Bu hakları riske atamaz. Bu haklara zarar veremez.

Buna göre, şiddet ve terör esaslı ifade etme biçimlerinin meşru olmadığı konusunda evrensel hukukta genel bir mutabakat olduğu kabul edilir. Evrensel değerler ve hukuk müktesebatı bakımından, şiddet ve terörü açık ve gerçek tehlike haline getiren ifade etme biçimleri de bu bağlamda hukuk dışı sayılır. Keza, bireysel ve kolektif kişilere, temsil kurumlarına yönelik aşağılama ve hakaret içeren ifade etme biçimleri; nefret suçu oluşturan ifade biçimleri; kimlikler, inançlar ve tercihler arasında hiyerarşi oluşturan, kapsayıcı yerel değerleri aşağılayan ve kültürel olarak tasfiye etmeye çalışan ifade biçimleri, evrensel hukukun norm ve değerlerinin korumadığı alanda kalır.

Tün bunlara yıkıcı ifade biçimleri denebilir. Yıkıcı ifade biçimleri, özgürce ifade etmenin koşullarını yok eder. Özgürlük adına, şiddet ve terör yoluyla yerelliğe, güvenliğe, bütünlüğe karşı çıkmak yahut düzen ve güveni sağlayacak/sağlaması gereken koruyucu yapıları/kişileri etkisizleştirmeye çalışmak, özgürlük alanlarını daraltır ve nihayetinde yok eder.

Bu çerçevede, eleştiri hakkı da, ancak ifade etmenin kendisine ve koşullarına katkı yaptığı ölçüde, özgürce ifade etmenin parçası olur. Aksi durumda, yani yıkıcı ifade etmenin aracı olan eleştiri, eleştiri olma özelliğini yitirir ve kaçınılmaz olarak, yapıcı olmayan negatif bir karşı çıkışla yüzleşmek zorunda kalır. Bu noktada, yapıcı olmayan negatif karşı çıkışlar, yıkıcı ifadenin araçları olan eleştiriye göre daha kabul edilebilir hale gelir ki, bu da başka bir sorun alanı oluşturmak için kullanılır. Ayrıca, çeşitli dar çıkar odaklarının kendilerine karşı olan gerçek eleştirileri de yıkıcı ifade etme torbasına doldurma çabaları ortaya çıkar. Tüm bunları büyük ölçüde önlemenin yolu, hukuk güvenliğinin sağlanmasıdır.

Burada hukukun adalet ve eşitlik ilkeleri devreye girer. Adalet ve eşitlik, hukukun özgürlük idesine/amacına yönelik olarak ifade özgürlüğünün etkin bir biçimde kullanılmasının koşullarına ilişkin niteliklerdir. Düzen ve güven içinde adil ve eşit koşullarda herkes için ifade özgürlüğünü etkin kılmak, hukukun temel işlevidir.

Unutmayalım; pozitif ve “yapıcı negatif” ifade etme hakkına sahip çıkmak ve kendimizi özgürce ifade etmenin koşullarını oluşturmak, varlığımız için temel ihtiyaçtır. Sözle ve eylemle, kısaca tercih ettiğimiz yaşantımızla kendimizi ifade etme özgürlüğü, varoluş sebebimiz olan hakikate/hakiki özgürleşmeye yönelim için elimizdeki en etkili, belki de tek araçtır. Türkiye Toplumu yeni anayasasını bu yaklaşımla ele alıp yaparsa, o zaman belki biz de Nelson Mandela’nın dediği gibi “özgür olmakta özgür olacağımız” bir siyasal yapıya kavuşuruz.

[email protected]

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
06Ara

Ekonomi Daha Düzenli Hale Gelecek

24Kas
09Ekm
03Eyl

Kardeşliğin İhyası Elzemdir!

06Ağs